Adresini yitirmiş sevgiler
Adresini
yitirmiş sevgiler
Bütün
aşıkların gözünde, sevdikleri, ‘en’ güzel ve yegâne
güzeldir. Bütün güzellikler onundur. Hiçbir aşık, sevdiğinde
hata bulamaz. Hem zaten aramaz. Elinden gelse bütün güzellikleri
ona verir. Güzelleştirir onu. Uğruna divanlar yazar. Hatta hiç
hakkı olmadığı halde, güneşi dahi utandırır. Ona göre güneş,
sevgilisinin cemalinden bulutların arkasına gizlenmiştir. Sadece
yeryüzü değil, kâinattaki ‘bütün’ güzellikler ve hüsünler
o sevgilinin güzelliğinin birer yansımasıdır. Ay onun yüzü,
güneş onun saçlarıdır. Bütün şarkılar onu söyler. Size her
şey onu hatırlatır. Bulutlar yağmur olur, onun ayrılığına
ağlar. Hiçbir şey yoktur ki ondan bahsetmesin, onu hatırlatmasın.
Aşk değil midir ki, her şeye yol açtırır, Mecnun’un
elleriyle.
Aşıklar,
sevdikleri uğruna, sadece kendilerini değil, şehirleri bile
yakarlar. Yar uğruna can verilir, yoluna toprak olunur; yine de
vazgeçilmez ondan. Onsuz yaşanmaz zira. Başka güzel de yoktur.
Çünkü, aşkın gözü kördür. Sadece onu görür. Böylesi bir
sevgilidir sevdikleri.
Hem,
aşıklar, haksız da değildirler; sevgi müfrittir. Sevgiler
abartılıdır. Sevdiğini sonsuzuna sever insan. Başka türlü
sevemez. Sevgilinin güzelliğini zamanın başlangıç ve sonuna
yayar, öylece sever. Sonsuzlaştırıp, ezelî ve ebedî sayar, öyle
sever insan. Hem sonra tapar bile ona.
Mecnun,
Leyla’sız yaşayamaz. Onun hüsnüne, mükemmelliğine ve belki de
bir buselik ihsanına karşı savunmasızdır. Sevmeden edemez.
Güzellik gerekçesiz sevilir. Sevince bağlanır insan. İntisap
eder. Ona inanır. Yüreğini ona verir. Bir şarkıda söylendiği
gibi, yüreği onda kalırsa yaşayamaz.
"Mary, zevk veren biri gibisin
Ama gerçekte gözyaşısın."
Ne
ki, ağlanır sonra. Hüzünlere bölünür saatler. Zaman hoyratça
çeker yüreğinizle bağlandığınız her şeyi. Zaman içre olan
her şey ama her şey yiter gider, göz yaşlarınıza bakmadan.
Güneş niyetine sevilen aynalar bir anda kırılır, tuz-buz olur.
Bütün emeller ansızın elemlere dönüşür. O zaman sevginin
verilmesi insana yapılabilecek en büyük kötülük olur. Yoksa
sevgi bağlamasa insanları, ayrılık acı verebilir mi?
Böylesi
bir duygudur aşk. Tekelcidir.* Şefkat kadar şefkatli değildir
çünkü. Alabildiğine bencildir. İnsan sevdiğini sonsuzuna sever.
Sonunu düşünmeksizin. Sonsuzmuşçasına. Sevdiğinin hiçbir
zaman ulaşamayacağı bir paha biçer, öylece sever insan. Ve aşık
sadece sevdiğini görür. Sevgisini başka yere yayamaz. Sadece bir
yere odaklar. Aşkın gözü bu yüzden kördür. Bütün zamanların
en güzel ve biricik varlığıdır sevgili. Eşi ve benzeri yoktur.
Münezzeh ve mukaddestir. Zamanın kayıtlarından uzaktır. O hep
güzeldir. Ondan öncesi ve ondan sonrası yoktur. Onsuz geçen
zamanlar yaşanmamıştır.
Halbuki
sevgili, Tanrı’ya ne kadar da çok benzemektedir. Acaba bu yüzden
mi insanlar yanlışlıkla Tanrı’ya gidecek mektubu sevgiliye
bırakırlar? Peki ya, aşkın gözü Tanrı tek olduğu için mi
kördür? Bu yüzden mi aşkın saltanatı sevgilinin mecazı kadar
sürer?
Aşk,
adresini yitirmiş bir sevgidir.
Duyguların
doğru yerde kullanılmaları için tüm sevgileri, Bir Olana,
özellikleri sevginin ve aşkın resmettiği tabloya uyana vermeli
insan. Ancak o zaman, inhisarcı olan aşk başka güzelleri
incitmemiş olur. Ve yine ancak o zaman, sonsuz olana ve kusursuz
olana aşık olabilen duygular, yanlış adreslerde gezinmemiş olur.
Eğer
gerçekten duyguların yanlış adreslerde örselenmesi istenmiyorsa,
hangi duygunun nerede kullanılacağını iyi bilmek gerekiyor. Aşk,
solmayan Güneşi resmeder; güneşçiklere benzeyen aynaları değil.
Güneşi bulan, bütün aynaları bulur. Ayna biriktirenlerin ise
Güneş garantisi yoktur.
Bütün aynalar kırılır, ama Güneşe dokunamazsın bile.
Velhasıl, Leyla Mecnun’un hayalindeki sevgilinin özelliklerine, Mecnun’u aşk derecesinde kendisine bağlayan sonsuzluklara sahip değildir. Leyla aşkın penceresinden görünecek endama sahip değildir. Ve emin olunuz ki, eğer Mecnun Leyla’ya kavuşmuş olsaydı, ne Leyla ‘Leyla’ olurdu, ne de Kays ‘Mecnun.’ Çünkü, sevginin resmettiği sevgili, sevginin yöneltildiği sevgiliden farklıdır.
O’ndan başka hiçbir sevgili aşkın fiyatına değmez.
Bundandır ki insan, mektubu okumalı; adresleri değil. Mektubun resmettiği adresleri aramalı. Bulduğu adreslere mektup bırakmamalı. Yoksa duygularını hoyratça kullanmış olur. Haberini ulaştıramaz sevdiğine. Arzularını acılara dönüşürken, sevme gerekçelerini de zamanın kollarında erirken izler. Ve hiçbir şey yapamaz. Bu yüzden, O’nu sevmeli insan. O’nu bulmak için, kendini okumalı. Yoksa kendini okumadan ‘onu’ bulur, ama O’nu bulamaz.
Bütün aynalar kırılır, ama Güneşe dokunamazsın bile.
Velhasıl, Leyla Mecnun’un hayalindeki sevgilinin özelliklerine, Mecnun’u aşk derecesinde kendisine bağlayan sonsuzluklara sahip değildir. Leyla aşkın penceresinden görünecek endama sahip değildir. Ve emin olunuz ki, eğer Mecnun Leyla’ya kavuşmuş olsaydı, ne Leyla ‘Leyla’ olurdu, ne de Kays ‘Mecnun.’ Çünkü, sevginin resmettiği sevgili, sevginin yöneltildiği sevgiliden farklıdır.
O’ndan başka hiçbir sevgili aşkın fiyatına değmez.
Bundandır ki insan, mektubu okumalı; adresleri değil. Mektubun resmettiği adresleri aramalı. Bulduğu adreslere mektup bırakmamalı. Yoksa duygularını hoyratça kullanmış olur. Haberini ulaştıramaz sevdiğine. Arzularını acılara dönüşürken, sevme gerekçelerini de zamanın kollarında erirken izler. Ve hiçbir şey yapamaz. Bu yüzden, O’nu sevmeli insan. O’nu bulmak için, kendini okumalı. Yoksa kendini okumadan ‘onu’ bulur, ama O’nu bulamaz.
*
Aşkın tekelci olması, başka güzel tanımaması gerçek
sevgilinin Vahid ve Ehad oluşundan kaynaklanıyor olmasın?
MÜCAHİT
BİLİCİ
0 yorum:
Yorum Gönder