Anı'nı Yaşa
Anı'nı
Yaşa
Mutsuz olduğum ve yalnız kalmak istediğim zamanlarda bir yer var hep oraya giderim. Yazın yeşille süslenip, kuş cıvıltılarıyla şenlenen bu yer, kışın beyazın sonsuz huzuruyla örtünür. Bahar ise bir başkadır buralarda. Ama bir şey var ki o bambaşkadır. Kambur bedeni, garip yıllanmış giysileri, üstün yaşama sevinciyle bir adam yaşar küçük bir kulübede. Çevremdeki bir çok insanla paylaşamadığım bir çok şeyi o adamla paylaşır, dertleşir ve rahatladığıma inanırım.
Mutsuz olduğum ve yalnız kalmak istediğim zamanlarda bir yer var hep oraya giderim. Yazın yeşille süslenip, kuş cıvıltılarıyla şenlenen bu yer, kışın beyazın sonsuz huzuruyla örtünür. Bahar ise bir başkadır buralarda. Ama bir şey var ki o bambaşkadır. Kambur bedeni, garip yıllanmış giysileri, üstün yaşama sevinciyle bir adam yaşar küçük bir kulübede. Çevremdeki bir çok insanla paylaşamadığım bir çok şeyi o adamla paylaşır, dertleşir ve rahatladığıma inanırım.
Ruhumun
yıkıldığı, hayatımın anlamını yitirdiğime inandığım,
çevremdeki her şeyin anlamını yitirdiğine inandığım,
çevremdeki her şeyin anlamsız geldiği bir gün kendimi yine onun
yanında buldum. Bu seferki bir başkaydı. Bir yaşama yılgınlığı,
hayattan ve insanlardan bıkmışlık, belki de isyan. Bu halim onu
çok şaşırtmıştı. Bende artık mutsuzluklarımı isyana
dönüştürmüştüm. Bende artık savaşma gücümü yitirmiş
hayatın içinde kaybolup gitmiştim. Bir süre beni dinledikten
sonra elimi tuttu ve bana;
“Hayattan
sıkıldın ve onu değiştirmek içinde bir şey yapamıyorsun.
Geçmişin seni fazlasıyla etkiliyor ve gelecek kaygıların
hayattan bıkmana neden oluyor.. Belki de artık ölümün eşiğine
geldiğine inanıyorsun yani ölmek istiyorsun. Ha varım ha yokum ne
fark eder ki düşüncesindesin...” dediğinde ona şüpheyle
bakmadan edemedim. Çünkü beynimden geçenleri okumaya başlamıştı.
İçimden ölümün belki de en güzel kurtuluş yolu olduğunu
düşünüyordum.
Tekrar
konuşmaya başladı.
“Evet,
ölüm senin için bir kurtuluş yolu olabilir. Yaşamına son vermek
isteyebilirsin. Ama ne için? Ölmüş bir geçmiş için mi? Ya da
şu an hayal olan bir gelecek için mi? Dediğinde ise sadece bu
sorunun cevabı dolaşmaya başlamıştı beynimde. Geçmiş için
mi? Gelecek için mi? Evet bu soruya bile cevap bulamıyorum ölmeyi
düşünürken. Ben cevapsız kalan soruları düşünürken o
biranda ayağa kalktı ve beni elimden tutup kaldırdı.
“Şimdi
seninle bir yere gideceğiz. Gideceğimiz yeri söylemiyorum. Yalnız
yaklaştığımızda gözlerini bağlamak istiyorum. Çünkü nereye
gittiğimizi görmeni istemiyorum“ dedi.
Beraberce
ormanın derinliklerine doğru ilerlemeye başladık. Rüzgarın
artan esintisi ve ormanın yavaş yavaş seyrekleşmesi denize doğru
gittiğimiz hissini doğurdu içimde. Bir ağacın önünde durduk ve
gözlerimi bağladı. Biraz korku biraz heyecan yaşıyorduk ama
merakım ağır basıyordu. Sormama izin vermeyeceği için ise
kendimi ona bıraktım ve onun yardımıyla yürümeye devam ettim.
Bir yere geldik ve durduk.
“Şimdi
bağı çözeceğim ama gözlerini aç diyene kadar
açmayacaksın
ve elimi tutmanı istiyorum” dedi. Gözlerimi açtığımda yüksek
bir yerdeydim, metrelerce aşağıda kalan deniz korkunç
görünüyordu. Evet burası bir uçurumdu. Ölümün eşiğinde olan
ruhumun şimdi bedenimle beraber bir uçurumun eşiğinde duruyordu
ve ölüm çok yakındı, ve konuşmaya başladı;
“Evet
her şey bir adım, Ölmek mi? Her şeye rağmen yaşamak mı? Bir
adımla ölümü seçebilirsin. Uçurum korkunç mu geldi? Belki bir
adımla bir arabanın altında da kalabilirsin. Ya da bir adımla
birçok can alan tren raylarının altında. Ya da bir hareketle ilaç
kutusuna sarılıp hepsini içmek de isteyebilirsin. Ama kendini
gökyüzüne bırakıp bu taptığın mavilikte ölmek belki de daha
çok hoşuna gider ne dersin? Şimdi elini bırakıyorum ve sen seç
ama adımını atmadan önce geçmiş için mi? Gelecek için mi?
Sorusunun yanıtını vermeni istiyorum.”
Düşündüğüm
şey sadece o anım oldu. O an soluduğum hava, kokusunu duyduğum
deniz, esintisiyle tenimi okşayan ılık rüzgar. Ne geçmiş, ne
gelecek her şey anını keyifle geçirmek dedim ve bir adım attım.
O an bana sımsıkı sarıldı ve;
“İşte
evlat” dedi. “Geçmiş ölmüş gelecek ise sadece bir hayal,
şimdi ise yaşanan an ve gerçek. Ölmüş bir geçmişle hayal bir
gelecek düşüncesiyle yaşanan anın gerçeğini yitirmek ve onu
öldürmek ise kendine verdiğin en büyük ceza olsa gerek. Artık
her anın keyfini çıkart ve sonra da geçmişte bırak...”
Bu
ondan aldığım en büyük miras olmuştu. Ve aylar sonra bir gün
onu ziyarete gittiğimde onu en sevdiği, gökyüzünü en rahat
görebildiği yerde yatarken buldum. Ama ölmüştü. Anlaşılan
öldüğün anın bile keyfini çıkarmıştın bay yaşama
sevinci... Hoşça kal...
05/07/2000
N.
Taştemur
0 yorum:
Yorum Gönder