PSİKOLOJİ
PSİKOLOJİ
(ZİHİN SÜREÇLERİ BİLİMİ)
Yazarı : Sibel
ARKONAÇ
Yayınevi :
Alfa Basım Yayım Dağıtım
Baskı :
İstanbul / 1993 / 448 shf.
ISBN :
975-7368-24-5
Bilim Grubu :
Psikoloji
Türü : Telif
Hitap Ettiği
Okuyucu Kitlesi: Özel İlgi
Kitabın
Eksileri:
Kitap,
psikoloji ile iştigal edenlere kaynak olabilecek kadar detaylı
bilgilerle mücehhez fakat konuyu ele alıştaki tarzı çok fazla
takdire şayan değildir. Örneğin “örnek olaylara” hemen hemen
hiç değinilmediği için, meseleler aşırı derecede soyut kalmış
ve anlaşılması çok güç olmuştur. Ayrıca terminolojik
kavramlara çok fazla yer verilmesinden dolayı da bu anlaşılmazlık
daha da artmıştır.
Genel
Değerlendirme:
Bu kitab genel
olarak; psikoloji biliminden, bu bilimin diğer bilimler arasındaki
yerinden, davranışlarımızın nörobiyolojik temellerinden,
psikolojinin en önemli sahalarından biri olan duyumlar ve algıdan,
uyku ve rüyalardan, dikkat, öğrenme, hafıza, motivasyon,
heyacanlar, düşünme ve problem çözme, lisan, gelişim, zeka,
şahsiyet, anormal davranışlar, sosyal davranış, grupiçi
süreçler ve gruplar arası ilişkilerden bahsetmektedir.
Yazar konusunu
takdim derken, öncelikle kavramları açıklamaya çalışmış,
ondan sonra araştırmacıların konu hakkındaki görüşlerini dile
getirmiş fakat kavramların tanımlarını yaparken yeterince
anlaşılır ifadeler kullanmamış.
Kitabın
içerdiği konular ekseriyet itibariyle önemli olmakla beraber,
bence en önemli hususlar; İnsanın beyninin yapısı, Sinir
sistemimiz, başta Freud olmak üzere birçok araştırmacının
meselelere yaklaşım tarzları (şahsiyet vb.) ve öğrenme, gelişim
gibi insanı yakından ilgilendiren meselelere değinilmesidir.
PSİKOLOJİ
BİLİMİ
Psikoloji
bilimi, başlangıçta; fiziksel ve biyolojik bilimlerin
tamamlayıcısı durumundaydı. Daha sonra bazıları, bilinç
altında cereyan eden olayların araştırılması gerektiğini öne
sürdü. Diğerleri ise bilinç düzeyindeki zihni olayların bile
objektif olarak gözlenemediğini bu sebeple psikolojinin,
gözlenebilir davranışı incelemesi gerektiği üzerinde ısrar
ettiler. Araştırmacılar arasındaki bu farklı yaklaşımlardan
sonra bugün en fazla kabul edilen anlamıyla psikoloji “İnsan ve
hayvan davranışlarını inceleyen ve zihinsel süreçleri araştıran
bir bilim” olarak tanımlanmaktadır. Daha geniş anlamda
açıklanacak olursa psikoloji, hayatımızın hemen her yönü ile
ilgili soru ve problemlere cevap aramaya çalışan bir bilimdir
denilebilir.
Psikolojide
bireysel farklılıkların gözardı edilmemesi hususu çok önemli
bir unsurdur. Yani bütün bireyler birbirinden farklı karaktere
sahiptirler öyleyse davranışlar incelenirken bu farklılıklara
göre hareket edilmelidir.
Hulasa,
bir çok yönüyle ele aldığımızda psikoloji çok önemli ve
diğer bilimlerle karşılaştırıldığında da oldukça genç bir
bilimdir.
PSİKOLOJİK
AKIMLAR VE YAKLAŞIM TARZLARI
Psikolojide
belli başlı dört farklı akım ve yaklaşım tarzlarından
bahsedebiliriz: 1)Yapısalcılık ve işlevselcilik: 19.yy’ın son
yıllarında Wundt ve öğrencilerinin benimsediği bu akıma göre,
suyun hidrojen ve oksijene ayrıştırıldığı gibi; bilincin de
elementlerine ayrılması gerekir. Bunu yaparken de yöntem olarak
içe bakış yolunu benimsemişlerdir.
2)Davranışsal
yaklaşım:1990’lü yılların başlarında Amerikalı psikolog
John Watson tarafından ileriye sürülen bu görüşe göre;
Psikolog, bireyi, onun davranışlarına bakmak suretiyle inceler.
3)Geştalt
Yaklaşımı: 1912’de Max Wertheimer tarafından ilk defa ortaya
atılan bu görüşe göre. “Bütün, onu oluşturan parçaların
ilişkisinden ortaya çıkar” örneğin bir beste dinlenirken tek
tek o besteyi oluşturan notaların sesleri değil, onların biraraya
gelerek düzenledikleri bütün algılanır.
4)Psikanalitik
Yaklaşım: Avrupa’da Sigmund Freud tarafından ortaya atılan bu
görüşe göre: Davranışlarımızın çoğu bilinç dışı
süreçlerden kaynaklanıyor Bilinç dışı süreçlerden kasıt
korku, arzu gibi insanın farkında olmadığı fakat sonucunda
davranışı etkileyen süreçlerdir. Freud, bir çok dürtülerin
çocukluk boyunca aile ve toplum tarafından yasaklandığına
inanırdı. Yine kendisine göre bunların hepsi doğuştan gelen,
insanın doğasında bulunan güdülerdir. Bunları yasaklamakla,
bilinç dışına itip davranışları buradan etkilemelerine sebep
olmaktayız.
Psikolojide
Kullanılan Metodlar:
Psikolojide
insan ve hayvan davranışlarını inceleyebilmek için en fazla
kullanılan metodları bir kaç sınıfta gruplandırmak mümkündür:
Deneysel metod’da, bir denek grubu üzerinde yapılan deneyin
neticeleri saptanır ve genelleme yoluyla tekrar edilebilir hale
getirilerek davranışlar incelenir. Gözlem metodunda ise insanların
davranışları gözlenir ve onların davranışlarından bazı
yargılara varılır. Mülakat metodunda ise doğrudan insanların
kendilerine sorma yolu seçilir. Örneğin kendi hayat hikayelerini
sorgulamalarına fırsat tanınabilir. Bu üç önemli metod dışında,
Kamuoyu anketleri ve Davranış testleri gibi metodlar da
kullanılabilir. Ancak bu iki metod da dikkat edilecek en önemli
husus, hazırlanan soruların son derece anlaşılır, açık,
geçerli ve güvenirli olmasıdır. Aksi halde sağlıklı sonuç
almak mümkün değildir.
DAVRANIŞIMIZIN
NÖROBİYOLOJİK TEMELLERİ
İnsan
davranışını ve zihinsel işleyişinin bir çok cepheleri,
temelinde biyolojik süreçlere dair bilgiler olmaksızın
anlaşılamaz. Öyleyse sinir sistemimiz ve beyin hakkındaki temel
bilgilerin bilinmesi zaruridir.
İnsanın
sinir sisteminin temel birimi sinir hücresi veya bir başka adı ile
Nöronlardır. İnsan beyni 12 milyar veya daha fazla sayıda nöron
adı verilen bu hücrelerden oluşur. Şimdi bu sistemi daha iyi
anlayabilmek için bölümlere ve daha alt bölümlere ayıralım:
Sinir
sistemini, merkezi ve preferik sinir sistemi olmak üzere ikiye
ayırabiliriz. Merkezi sinir sisteminden kasıt beyin ve omuriliktir.
Preferik sinir sistemi ise somatik ve otonom sinir sistemi olmak
üzere iki alt başlığa ayrılıyor. Şimdi bunları kısa kısa
açıklayabiliriz:
Merkezi
sinir sistemi, beyindeki bütün nöronları, omuriliği, ve
bedendeki nöronların büyük bir kısmını kapsar. Preferik sinir
sistemi, beyin ile omuriliği bedenin diğer kısımlarına bağlayan
sinirden oluşur. Deriden ve kaslardan gelen dış uyarılar
hakkındaki bilgiyi Somatik sistemin duyusal sinirleri geçirir ve
merkezi sisteme bağlar. Bu sistem bizi ağrı, basınç ve ısı
değişikliklerinden haberdar eder. Otonom sinir sisteminin sinirleri
kalp atışı, nefes alma, sindirim gibi süreçleri düzenleyen iç
organlardan çıkar ve yayılır. Bedenin çeşitli kısımlarından
ve beyinden çıkan sinirler Omurilikte birleşir. Bazı en basit
uyaran-tepki refleksleri omurilik seviyesinde taşınır.
Beynin
Yapısı:
Yetişkin
bir insanın beyni yaklaşık 1440 gram ağırlığında olup gri ve
boz maddelerden oluşur. Bu 1440 gram ağırlığındaki organ vücut
ağırlığının sadece yüzde ikisini oluşturmakla beraber gerekli
işlevlerini yerine getirebilmek için vücuda giren oksijenin yüzde
22’sinikullanır. Ayrıca kalbin dolaşım sistemine pompaladığı
total kan miktarının yüzde 16-20’si beyne gelmektedir,
dolayısıyla beyin kan bakımından en zengin şekilde takviye
edilen organdır.
Beyin
üç ana bölgeye ayrılmaktadır: ön beyin, orta beyin ve arka
beyin. Görsel, işitsel, duyusal veya algısal psikolojinin bir çok
önemli sürerci beynin bu farklı kısımlarında gerçekleşmektedir.
Genetiğin
Davranış Üzerine Etkisi:
Bütün
psikolojik özellikler kalıtım ile çevre arasındaki karşılıklı
etkileşime bağlıdır. Yani bireyin davranışına etki eden çevre
veya kalıtım ayrı ayrı ele alınamaz. İkisinin etkileşimi
neticesinde bireyin davranışına etkisi üzerinde durulmalıdır.
DUYUMLAR
VE ALGI
Çevremiz
ile ilgili bilgiler duyularımız yoluyla gelmektedir. Renklerin
ayırd ediciliği, müziğin ritimlerinin yorumlanması veya
dokunduğumuz bir nesnenin ısısının ne olduğuna karar verişimiz
hep duyularımız ile ilgilidir.
Duyum
ise duyu organlarının, çevredeki enerji vasıtasıyla uyarılması
sonucunda ortaya çıkan nörofizyolojik süreçler olarak tarif
edilebilir. Belli başlı duyu sistemleri ise görsel sistem, işitme
sistemi, koklama sistemi ve tat sistemidir.
Algı
ise duyumdan farklı olarak, “Duyu organlarımızca taşınan
duyusal verileri örgütleyip yorumlayarak insanoğlunun çevresindeki
nesne ve olaylardan oluşan uyaranlara anlam verme sürecidir.”
Algı
süreçleri ile ilgili olarak en önemli konuları şöyle sıralamak
mümkündür.
Nesnelerin
Ayırdedilmesi: İnsan çevresini gelişigüzel bir düzen içerisinde
algılamamaktadır. Duyusal girdileri derler, toparlar, bir düzene
sokar ve onlara bir anlam verir. Biz bu sürece nesnelerin
ayırdedilmesi diyoruz.
Algısal
değişmezlikler: En önemli iki değişmezlik, renk ve parlaklık
değişmezliği ile biçim ve büyüklük değişmezliği dir. Nesne
üzerine düşen ışığın şiddeti ne olursa olsun az veya fazla,
rengi ve parlaklığı değişmez.”Gündüz beyaz algılanan kar,
gece siyah görünmez.” Nesneleri, bizden değişik uzaklıktaki
mesafelerden algılamamıza rağmen büyüklüklerini aşağı yukarı
değişmez bir şekilde aynı görmeye devam ederiz.”Kapı
boyutlarının açılırken algılanan şekli.”
Algısal
Yanılmalar: Suya sokulan bir sopayı suya girdiği noktada kırık
görmemiz veya lunaparktaki aynalarda seyrettiğimiz çarpık
görüntüler fiziksel yanılmalardır. Diğer tip yanılmalar algı
sistemimizden kaynaklanan algısal yanılmalardır. Zaten
psikolojinin ilgi alanına giren yanılmalar algısal olanlardır.
Bu
üç algı süreci dışında, Derinlik Algısı, Hareket Algısı,
Sosyal Algı gibi algı türlerinden de bahsetmek mümkündür.
UYKU
VE RÜYALAR
Uyku,
uyanıklığın zıddı gibi görünmekle birlikte bu iki bilinç
halinin ortak yanları çoktur. Uyku tamamı ile bir sükunet ve
istirahat hali değildir, bazıları uykuda yürür, konuşur. Uykuda
olanlar çevreden tamamı ile kopuk da değildir.
Uyku
halinde merkezi sinir sisteminin faaliyetleri EEG’ye
(Elektroensafelogram: Sinir sistemindeki faaliyetten doğan beyindeki
elektriksel akım faaliyetlerini kaydeden bir araç.)
yansıtılmaktadır. Bu sayede biz, normal bir insanın uyku
esnasında geçirmiş olduğu safhaları ölçebiliriz.
Normal
bir insanın hayatının üçte biri uykuda geçmektedir. Bu oran
şahıstan şahısa ve yaşla birlikte değişmektedir. Aşırı
derecede uyku veya uykusuzluk belli başlı uyku bozukluklarındandır.
Araştırmacılara
göre insanlarda uyku ihtiyacını arttıran en önemli uyarıcılar:
sıcaklık, ağır geçen yemek öğünleri, cinsel ilişki,
ışıkların yanıp sönmesi ve aynı tonda devam eden yüksek
sesler gibi tekrarlayıcı monoton uyaranlardır.
Rüya
Görme: Rüyalar çağlar boyu insanların ilgisini
çekmiş ancak yeni yeni bilimin dikkatini çekmeye başlamıştır.
Buna sebep ise gelişen tekniğin yardımı ile rüya görme olayının
bilimsel olarak ancak araştırılabilir hale girmesidir.
DİKKAT
Dikkat
kavramının birçok tanımı yapılmakla beraber, en yaygın ve en
çok kullanılan hali ile, süreç esnasındaki seçiciliğe
dayandırılmaktadır. Bu tanımdan hareketle diyebiliriz ki, aynı
anda bir çok kararları gerektiren problemlerle başa çıkmak zor
olduğu için söz konusu problemlerin bazılarına daha yoğun bir
şekilde eğilmeliyiz.
ÖĞRENME
Belirli
zaman aralıklarında, tekrarlara ve takviyelere bağlı olarak
davranışta meydana gelen ve kalıcılık süresinin şartlara göre
farklılaştığı değişikliklere öğrenme diyoruz.
Öğrenme
ile ilgili araştırma ve incelemelerin tarihçesi de, öğrenmenin
iki şekli, klasik şartlanma ile operant şartlanma özellikle
üzerinde durulan iki temel öğrenme yolu olmuştur.
Klasik
Şartlanma: Tamamen uyarıcı-tepki sürecine dayanan
klasik şartlanmada, öğrenen organizmanın şartlı şartsız
uyaran üzerinde hiçbir kontrolü yoktur. Kendisi tamamen pasiftir.
Bu uyaranların veriliş tarzı ve zamanı tamamen deneyci tarafından
tayin edilir. (Klasik şartlanmaya verilebilecek en güzel örnek
Nobel ödüllü Rus Fizyoloğu Ivan Pavlov’un köpekler üzerinde
yapmış olduğu deneydir.)
Operant
Şartlanma: Operant şartlanmada organizma, kendi
çevresinde işlem yapmaktadır. Bu işlem sonucunda bir davranış
ortaya çıkmaktadır. Ama bu davranışın tekrarlanıp
tekrarlanmaması onun sonucuna (mükafatla takviye edilip
edilmemesine) bağlıdır. (Operant Şartlanmaya da en güzel örnek
Skinner’in fareler üzerinde yapmış olduğu deneydir.)
Öğrenme
konusunda olumlu davranışları pekiştirmek için ödül (teşvik
amacıyla) yönteminin yanısıra ceza (olumsuz davranıştan
caydırmak amacıyla) yöntemi de yeri ve zamanına göre
uygulanmalıdır.
HAFIZA
Hafıza
olmadan öğrenme denilen şey gerçekleşmez, edindiğimiz
tecrübelerden geriye hiçbir şey de kalmazdı. Çünkü kısa bir
süre önce öğrendiğimizi, hafızaya dayanarak hatırlar ve
uygulamaya koyarız.
Hafıza
denilen bu harika sistemin süreçlerini üç aşamada açıklamak
mümkündür:
Kodlama:
Hatırlanacak olan malumatın takdimi esnasında ortaya çıkan
olaylardır.
Depolama:
Tekrar hatırlanmak üzere daha önce kodlanan malumatın hafızada
depolanması işlemidir.
Geri
Getirme: Kodlanıp depolanan malumattan gerekli olanının
(hedef malumat) hatırlanması için hafızada meydana gelen
işlemdir.
Genellikle
üç tip hafıza deposundan bahsedilir:
-Duyusal
Hafıza Deposu
-Kısa
Süreli Hafıza
-Uzun
süreli Hafıza
Bu
modele göre çevreden gelen malumat duyusal depolar tarafından
alınır. Bu depolar görme işitme gibi kendine has ayrı
depolardır, malumatı çok kısa süre için tutarlar. Bu depoya
giren malumatın bir kısmına dikkat sarf edilir ve daha sonra kısa
süreli hafıza deposu tarafından proseslenir. Kısa süreli
hafızada proseslenmiş olan malumatın bir kısmı uzun süreli
depoya aktarılır. Tabi malumatın uzun süreli depolanışı tekrar
safhasına bağlıdır.
Unutma:
Öğrenmeden sonra hafızanın hatırlama performansı zamanın bir
fonksiyonu olarak bozulmaktadır. Zaman geçtikçe hatırlama
perfor-mansı düşer. İşte araştırmacılar bu duruma unutma
ismini vermişlerdir.
MOTİVASYON
İnsanoğlu
öğrenir, hatırlar, düşünür ihtiyaç duyar ve ister.
Acıktığında yiyecek ihtiyacını, susadığında su ihtiyacını,
başkaları tarafından kabul görme ihtiyacını, başarılı olma
ihtiyacını karşılamak üzere harekete geçer ve bu hedeflerine
ulaşmak için davranışlarda bulunur. Psikolojide istekler ve
ihtiyaçlar motivasyon başlığı adı altında toplanırlar.
Motivasyon(güdüleme),genel anlamda, insan organizmasını davranışa
iten, bu davranışların şiddet ve enerji düzeyini tayin etmeyi,
davranışlara belirli bir yön vermeyi ve bunun devamını sağlayan
çeşitli iç ve dış sebepleri ve bunların işleyiş
mekanizmalarını kapsar.
Motivasyonda
Teorik Yaklaşımlar:
Motivasyon
konusunda en önemli görüşlerin başında Mc Dougall, Freud ve
Maslov ‘un fikirleri gelir.
İçgüdü
terimini ilk kullanan kişi Mc Dougall bütün düşünce ve
davranışlarımızın; öğrenme ve yaşantılarla yönetilişi
değiştirilebilir olan bir grup kalıtsal içgüdünün sonucu
olduğunu savunuyordu. İçgüdü teorisine göre insan, hedef ve
amaçlarını seçen bir varlık olmayıp, davranışı tayin eden
veya onu motive eden içgüdüsel güçlerin -ki Mc Dougall 18 içgüdü
sayıyordu- elindeydi.
Freud’da
insan davranışının tayin edilmesinde iki temel, ama bilinç
altında işleyen, kuvvetli bir motivasyonel gücün varlığını
savunuyordu. Bu güçlerden biri cinsel davranışı idare eden hayat
içgüdüleri diğeri ise saldırganlık hareketlerin temelini
oluşturan ölüm içgüdüleridir. Her iki grup içgüdü de bilinç
altında işlediği için bireyin hareketlerinin hedefi ve
hareketleri seçme sebebi hareketin gerçek olan sebebinden ve
hedefinden bağımsızdır ve aralarında hiçbir ilişki
bulunmamaktadır.
Maslov,
motifleri mertebeli bir düzen içerisinde düşünmüştür.
Mertebenin en altında doğuştan gelen biyolojik dürtüler, en
üstünde kendini gerçekleştirme ihtiyacı yer alır. Maslov’a
göre temeldeki bir motivin ihtiyaçları giderilmeden üst
seviyedeki güdüler insanı etkileyemez. Aç bir insan genelde
karnını doyurmadan emniyetine dikkat etmez, kendini gerçekleştirme
ortada bile olamaz.
Açlık,
susuzluk, analık davranışı, merak motivi ve cinsel motivler
insanları motive eden en önemli belli başlı güdülerdir.
HEYECANLAR
Motivler
ve heyecanlar birbirleriyle çok yakından ilişkili olmasına
rağmen, şu yönleriyle birbirlerinden ayrılırlar: Heyecanlar
genellikle dış olaylarla canlanır ve tepkiker bu olaylara yapılır.
Motivler ise bunun tersine iç olaylarla canlandırılır ve doğal
olarak yiyecek, su veya eş gibi çevrede bulunan özel nesnelere
yönlendirilir. Ayrıca motivler genellikle özel bir ihtiyaçtan
çıkarken heyecanlar çok çeşitli uyaranlar tarafından
çıkartılabilmektedir.
Heyecan
halinin uyanması, canlanması esnasında meydana gelen fizyolojik
değişiklerin hemen hepsi bedenimizi acilen gerekecek bir hareket
için hazır tutan otonom sinir sisteminin sempatik kısmının
canlanması sonucudur.
Her
heyecansal halin sonucunda organizma bazen canlı ve atik hale
girerken bazen de durgunlaşıp uyuşuk hale girebilmekte veya
saldırgan bir davranışta bulunabilmektedir.
DÜŞÜNME
VE PROBLEM ÇÖZME
Düşünme
bir zamanlar basit olarak; olayların içsel görünümü, takdimi
olarak tarif ediliyordu. Buna göre doğru cevabın (yani tepkinin)
talep edildiği bir stuasyondan dış çevreden ilgili ip uçlarının
sağlanamadığı bu sebeple de, organizmanın kendisi tarafından ip
uçlarının sağlanması gerektiği anlarda davranışın meydana
getirdiği herhangi bir stuasyondan düşünmenin ortaya çıktığı
ifade edilir. Öyleyse düşünmeyi, “problem çözme kapasitesi”
olarak tarif edebiliriz.
LİSAN
Lisan,
insanoğlunun çıkardığı seslerin biraraya gelmesiyle meydana
çıkan ve belirli bir yapı arzeden sistemdir.
Bazı
bilim adamları lisan kabiliyetinin yalnızca doğuştan gelen bir
kabiliyet olmayıp aynı zamanda da insan türüne has bir kabiliyet
olduğunda ısrarlıdırlar. Onlara göre diğer canlı türlerinin
de iletişim sistemleri vardır, ama bu insanın kullandığı
lisandan farklıdır.
BÜYÜME,
GELİŞME, OLGUNLAŞMA
Organizma
ile onun çevresi arasındaki davranışsal işlemler, değişen
çevresel uyarılmanın ve büyüme ile yaşlanmaya ait biyolojik
süreçlerin kontrolü altında durmaksızın şekil değiştirir.
Çevrenin sebep olduğu değişikliklere öğrenme, büyüme;
yaşlanmanın sebep olduğu değişikliklere ise olgunlaşma adı
verilir.
Büyüme,
bir özelliğin miktarındaki azar azar artışlardır. (Boyun
uzaması, kalbin, beynin ağırlığının artması vs.) Sonuçta yaş
ilerledikçe değişmez bir sıra takip eden davranışsal
değişimlere “gelişimseldir” diyebiliriz.
ZEKA
Hangi
konuda olursa olsun uygun bir mevkiye uygun kişileri
yerleştirebilmek önemli bir husustur. İçte bu uygunluk zihinsel
testler ile sağlanabilir.
Zihinsel
testler çok çeşitlidir. Bazıları “Başarı testleridir.”.
(Kişinin belli bir sahada şimdiki bilgi ve yeterliliği
çerçevesinde şuan ne yapabildiğini ölçmeye çalışan testler.)
Diğerleri yetenek testleridir. (Kişinin uygun eğitim ve motivasyon
ile daha sonra neler yapabileceğini ölçmeye çalışan testler.)
Zihinsel
testlerde aranan en önemli husus, testin güvenirli ve geçerli
olmasıdır.
Bir
testin güvenirliliği çok yüksek bile olsa geçerli bir test
olmayabilir. Oysa geçerli olan bir test güvenirli olmak zorundadır.
ŞAHSİYET
Şahsiyet,
bir kişinin veya kişilerin girdikleri davranışların yapısal ve
dinamik özelliklerini gösterir. Şahsiyet hakkında başta Freud
olmak üzere birçok kişinin yaklaşımları vardır. Fakat daha
önceki bölümlerde bu yaklaşımlara yer yer değindiğimiz için
tekrarını yazmaya lüzum yoktur.
ANORMAL
DAVRANIŞLAR
Araştırmacılar,
çalışmaları neticesinde akıl sağlığı ile akıl bozukluğunu
kesin çizgilerle birbirinden ayırdetmişlerdir. İşte
araştırmacıların, normal şahısların anormal şahıslardan daha
büyük ölçülerde sahip olduklarını öne sürdükleri kriterler:
- Yeterli bir gerçeklik algısına sahip olmaları.
- Benliklerine dair bilgilerin farkında olmaları.
- Davranışı istemli olarak kontrol etme kabiliyetine sahip olmaları.
- Kendilerinden hoşnut olmaları, çevrelerince kabul edilmeleri.
- Duygusal ilişkiler kurabilme kabiliyetleri daha çoktur.
- Üretkendirler.
Akıl
Bozuklukları:
Belli
başlı akıl bozukluklarından en önemlilerini şöyle sıralamak
mümkündür:
- Kaygı ile ilgili bozukluklar (yaygınlaşmış kaygı bozukluğu, fobik bozukluklar vs.)
- Bedende görülen bozukluklar (konversiyon bozukluğu, psikojenik ağrı bozukları vs)
- Psikozlar (En önemlisi hastane bakımı gerektiren bir tür akıl hastalığı olan Şizofrenidir)
- Madde kullanım bozuklukları (Uyuşturucu, narkotik gibi merkezi sinir sistemini etkileyen maddelerin kullanımı sonucu görülen hastalıklardır)
- Kişilik bozuklukları (Kişiyi her yönüyle derinlemesine etkileyen bozukluklar)
Akıl
bozukluklarının fiziksel veya biyolojik anlamdan çok psikolojik
anlamda
tedavisine “psikoterapi” diyoruz. Kullanılan başlıca
psikoterapi yöntemleri; Psikanaliz, Davranışçı Terapi, İnsancıl
Terapi, Grup Terapi, Esnek Yaklaşım ve Biyolojik Tedavi
yaklaşımlarıdır.
SOSYAL
DAVRANIŞ
Sosyal
psikoloji, bizim sosyal çevremizde nasıl düşünüp, hissedip ve
hareket ettiğimizi ve aynı şekilde sosyal çevremizin bizim
düşünce his ve hareketlerimizi nasıl etkileyeceğini inceleyen
bir sahadır. Diğer insanların davranışlarını ve motivlerini
nasıl algılar ve yorumlarız? Tutumlarımız ve inançlarımız
nasıl şekillenir, nasıl etkilenir ve nasıl değişir? Sorularına
cevap arar.
Tutum:
Bugün genel olarak kabul edilen tarife göre tutum, bir kişiye
atfedilen ve onun psikolojik obje ile ilgili kognisyon, duygu ve
davranışlarını düzenli bir biçimde oluşturan bir eğitimdir.
Tutum
değişiminde potansiyel rolü olan iki tip süreç vardır.
Bunlardan biri “tutuma zıt bir davranışta bulunmak” ikincisi
ise “ikna edici bir iletişime maruz kalmaktır.”
GRUP
İÇİ SÜREÇLER VE GRUPLARARASI İLİŞKİLER
Hepimiz
doğumumuzdan itibaren belli grupların gelecek üyelerinin birer
temsilcileri olarak yetiştiriliriz. Milliyetimiz, dinimiz,
cinsiyetimiz, mesleğimiz bu gruplardan sadece birkaçıdır. Bu
çeşitli gruplardaki üyeliklerimiz bizim düşünce tarzımızı,
davranış şeklimizi etkiler. Grup süreçleri, bizim için
psikolojik manada önem taşıyan grup özelliklerinin tanımlanmasını
ve bu özelliklerin grup üyesini nasıl etkilediğinin incelenmesini
kapsar.
Kişi
için çok önemli olduğu ve onun için psikolojik bir anlam
taşıdığı görülen grup nedir? Tasviri bir şekilde ifade
edilecek olursa grup; kendilerini aynı grubun üyeleri olarak
algılayan dolayısıyla grup içerisinde değerleri ile aynı
psikolojik anlam ve önemi paylaşan, bu grup üyeliğinin özellik
ve değerleri hakkında sosyal bir anlaşmayı bir ölçüde sağlayan
kişiler topluluğudur.
0 yorum:
Yorum Gönder